7/3/2007 - Cuma gününün önemi
Sual: Cumanın özelliği nedir? Niye kıymetlidir? CEVAP 1- Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Allah
katında günlerin efendisi Cuma�dır. O kurban ve Ramazan bayramı
günlerinden de faziletlidir. Cuma gününde şu beş özellik vardır: 1- Hz.
Âdem o gün yaratıldı. 2- O gün yeryüzüne indirildi. 3- O gün vefat
etti. 4- O günde öyle bir an vardır ki, günah veya akrabalarla ilişkiyi
kesme konularında olmamak şartıyla kul Allahü teâlâdan bir şey isterse
Allahü teâlâ mutlaka onu verir. 5- Kıyamet o gün kopacaktır. Allah�a
yakın hiç bir melek, hiçbir gök, hiçbir yer yoktur, hiçbir rüzgar,
hiçbir dağ ve taş yoktur ki, Kıyametin kopmasına sahne olacağı için
Cuma gününün heybetinden korkmasın.) [Buhari, İ. Ahmed]
Cuma,
müminlerin bayramıdır. Bugün yapılan ibadetlere en az, iki kat sevap
verilir. Bugün işlenen günahlar da, iki kat yazılır. Hadis-i şeriflerde
buyuruluyor ki: (Sevaplar içinde Cuma günü ve gecesinde
yapılandan daha kıymetlisi, günahlar içinde de, Cuma günü ve gecesinde
işlenilenden daha kötüsü yoktur.) [Ramuz]
(Cuma günü günah işlemeden geçerse, diğer günler de selametle geçer.) [İ.Gazali]
(Cuma günü, kuşlar, vahşi hayvanlar birbirine, �Selam size, bugün Cumadır� derler.) [Deylemi]
(Cuma
diğer Cumaya kadar ve fazladan üç gün içinde işlenen günahlara kefaret
olur. Çünkü iyi bir amel işleyene on kat sevap verilir.) [Taberani]
(Dört
gecenin gündüzü de gecesi gibi faziletlidir. Allahü teâlâ, o günlerde
dua edenin isteğini geri çevirmez, onları mağfiret eder ve onlar bu
günlerde bol ihsana nail olurlar. Bunlar: Kadir gecesi, Arefe gecesi,
Berat gecesi, Cuma gecesi ve günleri.) [Deylemi]
(Cuma günü gusleden kimsenin günahları affolur.) [Taberani]
(Cuma
günü sabah namazından önce, �Estağfirullahelazim ellezi la ilahe illa
hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh� okuyanın, deniz köpüğü kadar da
olsa, bütün günahları affolur.) [İbni Sünni]
[Böyle
büyük mükafat verilebilmesi için, o kişinin, düzgün itikada sahip
olması, kul hakkını, kazaya kalan farzlarını ödemesi ve haramlardan
vazgeçmesi şarttır.]
(Cuma günü veya gecesi ölen mümin, şehid olur, kabir azabından kurtulur.) [Ebu Nuaym]
(Ana-babanın kabrini, Cuma günleri ziyaret eden kimsenin günahları affolur, haklarını ödemiş olur.) [Tirmizi]
(Cuma günü 80 salevat getirenin, 80 yıllık günahı affolur.) [Dare Kutni] (Cuma gecesi Yasin suresini okuyanın günahları affedilir.) [İsfehani]
(Cuma günü veya gecesi Duhan suresini okuyana Cennette bir köşk verilir.) [Taberani]
2-
Kendisine Cuma namazı farz olan her müslümanın alış-verişini bırakıp
namaza gitmesi farzdır. Özürsüz Cumaya gitmemek haramdır. Ezan
okunurken de, alış-veriş yapmak mekruhtur. Halbuki alış-verişin kendisi
helaldir. Yani alınan mal mekruh değil, helaldir. Fakat ezan okunurken
alış-veriş yapılması mekruhtur. (Dürer)
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ, bugünden itibaren kıyamete kadar size Cuma namazını farz kıldı. Adil veya zalim bir imam [başkan]
zamanında küçümseyerek veya inkâr ederek Cuma namazını terk edenin iki
yakası bir araya gelmesin! Böyle bir kimse tevbe etmezse, onun namazı,
zekatı, haccı, orucu ve hiçbir ibadeti kabul olmaz.) [İbni Mace]
(Allah�a ve ahirete inanan, Cuma namazına gitsin!) [Taberani]
(Cuma namazını kılmayan kimsenin kalbi mühürlenir [iyilik yapamaz olur], gafil olur.) [Müslim]
(Cuma namazına giderken ayakları tozlanan kimseye Cehennem ateşi haramdır.) [Tirmizi]
(Cuma namazından sonra, yedi defa ihlas ve muavvizeteyn [yani iki Kul euzüyü] okuyan kimseyi, Allahü teâlâ, bir hafta, kazadan, beladan, kötü işlerden korur.) [İbni Sünni]
(Büyük günah işlenmediği müddetçe, beş vakit namaz ile Cuma namazı, öteki Cumaya kadar aralarda işlenen günahlara kefarettir.) [Müslim]
Seferi olana Cuma kılmak farz değildir, kılarsa farz sevabını alır. (Hindiyye)
Cuma
namazı kılınmayan çok küçük köylerde ve kâfir ülkelerinde, cemaatle
öğle namazı kılınır ve ikamet okunur. Cumanın sahih olduğu yerlerde,
öğleyi cemaatle kılmak ve ikamet okumak mekruh olur. (R.Muhtar, Fetava-i Abdurrahim)
Mahkumlara Cuma namazı farz değildir. Öğle namazını cemaatle kılabilirler.
Cuma namazı yalnız erkeklere farzdır. Bu husustaki hadis-i şeriflerden ikisi şöyle: (Cuma namazı kılmak, köle, kadın, çocuk, hasta hariç, her müslümana farzdır.) [Hakim] (Cumaya gelmeyen erkeklerin evlerini yıksam diye düşündüm.) [Buhari]
Kadınların Cuma günü, öğle namazını evlerinde kılmak için cemaatin camiden çıkmasını beklemeleri şart değildir. (Hidaye)
3- Cuma günü oruç tutmak müstehaptır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Cuma günü oruç tutana, on ahiret günü oruç sevabı verilir.) [Beyheki]
Bazı âlimlere göre de yalnız Cuma günü oruç tutmak mekruhtur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Yalnız Cuma günü oruç tutmayın! Bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile tutun.) [Buhari]
(Sünnet
ve mekruh olduğu bildirilen bir işi yapmamalıdır! Bunun için Cuma günü
orucu perşembe veya cumartesi ile birlikte tutmalıdır!) (Redd-ül Muhtar)
|
|
Yorum
(yok) ::
Yorum yaz! ::
Bağlantı
|
18/2/2007 - AHİR ZAMAN NE DEMEKTİR ?
Ahir zaman kavramı bazı insanlar için
tanıdık bir kavram olmayabilir. Bu nedenle öncelikle bu kavramı
kısaca açıklamakta yarar var. Ahir zaman, "son dönem" anlamına
gelir ve İslam'a göre kıyamete yakın bir zamanda yaşanacak
bir dönemi ifade eder.
Kuran'daki işaretler ve Peygamberimiz
(sav)'in hadislerindeki detaylı açıklamalar biraraya getirildiğinde
ortaya önemli bir sonuç çıkmaktadır. Ayet ve hadisler ahir
zamanın iki safhalı olduğunu göstermektedir. Birinci devre
dünyanın maddi ve manevi sorunlarla dolu olduğu bir dönem;
bunun ardından gelecek ikinci devre ise "Altınçağ" olarak
adlandırılan, Kuran ahlakının ve her alanda üstün bir refahın
yaşanacağı bir çağdır. Dünyanın, Altınçağ'ın sona ermesiyle
birlikte çok hızlı bir sosyal çöküş içine girmesiyle de kıyamet
saatinin gelişi beklenmektedir.
Bu sitede, Ahir zaman alametlerini ayet
ve hadisler doğrultusunda incelediğimiz bazı kitaplarımızdan
seçmeler yapılmıştır. Açıkça görülmektedir ki söz konusu işaretler
birbiri ardınca, birebir tasvir edildiği şekilde, içinde yaşadığımız
çağda ortaya çıkmaya başlamıştır. On dört asır öncesinden
bildirilen alametlerin çıkışı, inananların Allah'a olan iman
ve bağlılıklarını artıran son derece büyük olaylardır. Bu
kadar işaretin bir arada ve çok kısa bir zaman dilimi içinde
art arda gerçekleşmiş olması elbette tesadüf değildir. Bu
işaretler Allah'ın inanan kullarına birer müjdesidir.
İlerleyen bölümlerdeki çalışmamız da Rabbimizin
"Ve de ki: Allah'a hamdolsun. O size ayetlerini gösterecektir,
siz de onları bilip tanıyacaksınız." (Neml Suresi, 93)
vaadi doğrultusunda hazırlanmıştır. Özellikle belirtmek istediğimiz
önemli bir husus da şudur ki, her şeyin en doğrusunu Allah
bilir. Her konuda olduğu gibi ahir zaman hakkında da O'nun
bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur.
|
|
Yorum
(yok) ::
Yorum yaz! ::
Bağlantı
|
8/2/2007 - İSLAM AHLÂKI
İnsana dünyâda ve âhıretde zarar veren herşey,
kötü ahlâkdan meydâna gelmekdedir. Ya’nî, zararların, kötülüklerin başı, kötü
huylu olmakdır. Harâmlardan [kötülüklerden] sakınmağa (Takvâ)
denir. Takvâ, ibâdetlerin en kıymetlisidir. Çünki, birşeyi tezyîn etmek,
süslemek için, önce pislikleri, kötülükleri yok etmek lâzımdır. Bunun için,
günâhlardan temizlenmedikçe, tâ’atların, ibâdetlerin fâidesi olmaz. Hiçbirine
sevâb verilmez. Kötülüklerin en kötüsü, (küfr)dür. Kâfirin
[Allaha düşman olanın] hiçbir iyiliği, hayrâtı, hasenâtı, âhıretde fâideli
olmaz. [Zulm ile öldürülen kâfir,şehîd olmaz. Cennete girmez.] Îmânı olmıyanın
hiçbir iyiliğine sevâb verilmez. Bütün iyiliklerin temeli takvâdır. Herşeyden
önce, takvâ sâhibi olmağa çalışmak lâzımdır. Herkese, takvâ sâhibi olmalarını
emr ve nasîhat etmelidir. Dünyâda râhata, huzûra kavuşmak, sevişmek, kardeşçe
yaşayabilmek, âhıretde de, sonsuz azâbdan halâs olarak, ebedî ni’metlere,
se’âdetlere kavuşmak, ancak takvâ ile nasîb olur.
Kötü huylar, kalbi hasta eder. Bu hastalığın artması, kalbin
ölümüne [ya’nî küfre] sebeb olur. Kötü huyların en kötüsü olan şirk, ya’nî küfr
ise, kalbin en büyük zehridir. Îmânı olmıyanın, (Kalbim temizdir. Sen kalbe bak)
gibi sözleri, boş lâflardır. Ölmüş olan kalb temiz olmaz.
(İslâm Ahlâkı) kitâbının önsözünde buyuruluyor
ki: Ey temiz gençler! Ey, ömrlerini islâm dîninin güzel ahlâkını öğrenmekde ve
yaymakda tüketen ve canlarını Allahın dînini insanlara yaymakda fedâ eden
şehîdlerin asîl ve kıymetli çocukları! Şerefli ecdâdımızın sizlere tam ve doğru
olarak getirdiği ve emânet bırakdığı, mubârek islâm dînini ve bunun bildirdiği
güzel ahlâkı iyi öğreniniz! Güzel yurdumuza göz diken, can, mal, din ve ahlâk
düşmanlarının saldırılarına karşı, bu mukaddes emâneti bütün gücünüzle
savununuz! Her yere yayarak, insanları se’âdete kavuşdurmağa çalışınız! Biliniz
ki, dînimiz, güzel huylu olmamızı, sevişmemizi, büyüklere hurmet, küçüklere
şefkat etmeği, dinli dinsiz, herkese iyilik etmeği emr etmekdedir. Herkesin
hakkını, ücretini veriniz! Kanûnlara, hükûmetin emrlerine karşı gelmeyiniz!
Vergilerinizi vaktinde ödeyiniz! Allahın, doğruların yardımcısı olduğunu hiç
unutmayınız! Sevişelim, yardımlaşalım ki, Allahü teâlâ yardımcımız
olsun!
|
|
Yorum
(yok) ::
Yorum yaz! ::
Bağlantı
|
8/2/2007 - MÜBAREK GÜN ve GECELER
Mubârek geceler, islâm dîninin kıymet verdiği gecelerdir. Allahü
teâlâ, kullarına çok acıdığı için, ba’zı gecelere kıymet vermiş, bu
gecelerdeki, düâ ve tevbeleri kabûl edeceğini bildirmişdir.
Kullarının çok ibâdet yapması, düâ ve tevbe etmeleri için bu
geceleri sebeb kılmışdır. Kıymetli geceye, kendinden sonra gelen
günün ismi verilir. Önceki günü öğle nemâzı vaktinden, o gecenin
fecrine kadar olan zemândır. Yalnız, Arefe ve üç kurban günlerinin
geceleri böyle değildir. Bu dört gece, bu günleri ta’kîb eden
gecelerdir. Bu geceleri ihyâ etmeli, ya’nî kazâ nemâzları kılmalı,
Kur’ân-ı kerîm okumalı, düâ, tevbe etmeli, sadaka vermeli,
müslimânları sevindirmeli, bunların sevâblarını ölülere de
göndermelidir. Bu gecelere saygı göstermelidir. Saygı göstermek,
günâh işlememekle olur.
(Rıyâd-un-nâsıhîn) kitâbının yüzyetmişikinci sahîfesinde buyuruyor
ki, (İmâm-ı Nevevî, (Ezkâr) kitâbında diyor ki, (Gecenin oniki
kısmından bir kısmını [bir sâat kadar] ihyâ etmek, bütün geceyi ihyâ
etmek olur. Yaz ve kış geceleri için hep böyledir). [İbni Âbidîn,
birinci cild, 461. ci ve üçüncü cildin 289. cu sahîfelerinde de bu
konuda bilgi verilmişdir.] (Hakâyık-ı manzûme)de diyor ki, (Fıkh
kitâblarında sâat demek, bir mikdâr zemân demekdir). İmâm-ı Nevevî,
Şâfi’î mezhebinde müctehiddir. Hanefîlerin de, geceleri böyle ihyâ
etmeleri uygun olur).
|
|
Yorum
(yok) ::
Yorum yaz! ::
Bağlantı
|
5/2/2007 - İman ve İslam’ın tarifi
|
Sual: İman ve İslam
farklı tarif ediliyor. Ehl-i sünnet, imanı ve İslam’ı nasıl tarif
etmiştir? CEVAP Farklı tarifi olmaz. Farklı olunca farklı din olur.
İslamiyet tek dindir, tarifi de tektir.
Ehl-i sünnet, Peygamber
efendimizin bildirdiği tarifi aynen aktarıyor. İman, Amentü’de bildirilen
altı esasa inanmaktır. Amentü olarak bildirilen hadis-i şerifin Türkçe’si
şöyledir: (İman; Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret
gününe, [yani Kıyamete, Cennete, Cehenneme, hesaba, mizana], kadere,
hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna, ölüme, öldükten sonra dirilmeye,
inanmaktır. Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Onun kulu ve resulü
olduğuma şehadet etmektir.) [Buhari, Müslim, Nesai]
Meşhur Cibril
hadisi de, imanın ve İslam’ın şartlarını açıklıyor: Hazret-i Ömer
anlatır: Bir gün, Resulullahın yanında oturuyorduk. Tanımadığımız bir adam
gelip sordu: - İslam ne demektir ya Resulallah? - Kelime-i şehadet
söylemek, her gün beş vakit namaz kılmak, Ramazan ayında oruç tutmak, zekat
vermek ve gücü yeterse Hacca gitmek.
- Doğru söyledin. İman ne
demektir? [Biz bu kimsenin hem sorup hem de doğru diye tasdik etmesine hayret
ettik.] - İman, Allah’a ve Meleklere ve Kitaplara ve Peygamberlere ve
kıyamet gününe ve hayrın şerrin, Allah’ın takdiri ile olduğuna
inanmaktır.
- Doğru söyledin. İhsan ne demektir? - Allahü
teâlâya, Onu görür gibi ibadet etmendir. Sen Onu görmüyor isen de, O seni hep
görmektedir.
- Kıyamet günü ne zaman olacaktır? - Bunu,
kendisinden sorulan, sorandan daha iyi bilmez.
Kıyametin alametlerini
sordu. Resulullah da bildirdi. O kimse gittikten sonra, Resulullah bize dönerek,
(Bunları sorup giden, Cebrail aleyhisselam idi. Size dininizi bildirmek için
gelmişti) buyurdu. (Müslim, Nesai, Ebu Davud, Tirmizi)
Bir hadis-i
şerif meali de şöyledir: (Bazısı hayrın anahtarı, şerrin kilididir. Bazısı
da, şerrin anahtarı, hayrın kilididir. Allah’ın hayrın anahtarını verdiği
kimselere müjdeler olsun, şerrin anahtarlarını verdiği kimselere de yazıklar
olsun.) [İbni Mace, Ebu Davud, Taberani, İbni Hibban]
Bu hadis-i
şerif de gösteriyor ki, hayır da şer de Allah’tandır. Şu âyet-i kerime de,
hayrın ve şerrin Allah’tan olduğunu bildirmektedir: (Eğer Allah insanlara,
hayrı çarçabuk istedikleri gibi, şerri de acele verseydi, elbette onların
ecelleri bitirilmiş olurdu. Fakat bize kavuşmayı ummayanları [ahireti,
dirilmeyi inkâr edenleri] biz, azgınlıkları içinde bocalar bir halde
bırakırız.) [Yunus 11]
Hayrı da şerri de yaratan Allah’tır. Kul hayır
veya şer ister, Allah da kabul ederse kul irade-i cüziyyesi ile onu işler. Allah
izin vermezse, kul hayrı da, şerri de işleyemez. Onun için Peygamberimiz,
(Hayır da, şer de Allah’tandır) buyurmuştur. Yoksa kimseye zorla hayır
veya şer işletmez. Öyle olsa, şer işleyen kimse, “falancaya hayır işlettin bana
niye şer işlettin” der. Cebriye fırkası, hayrı da şerri de Allah zorla işletir
der, Mutezile ise, hayra da şerre de Allah karışmaz, ikisini de kul yaratır der.
Bunun ikisi de yanlıştır.
Sual: İslam dini
nedir? CEVAP İslam dini, Allahü teâlânın, Cebrail ismindeki melek
vasıtası ile, sevgili Peygamberi Muhammed aleyhisselama gönderdiği, insanların,
dünyada ve ahirette rahat ve mesut olmalarını sağlayan kurallardır. Bütün
üstünlükler, faydalı şeyler, İslamiyet’in içindedir. Eski dinlerin bütün
iyiliklerini, İslamiyet, kendinde toplamıştır. Bütün saadetler, başarılar
ondadır. Aklı selim sahiplerinin kabul edeceği esaslardan ibarettir. Nasipli
olanlar onu ret ve nefret etmez. İslamiyet’in içinde hiçbir zarar yoktur.
İslamiyet’in dışında hiçbir menfaat yoktur ve olamaz. Çünkü Allahü teâlâ
buyuruyor ki: (Hak din yalnız İslam’dır.) [Al-i İmran 19] (İslam
dininden başka din isteyenlerin, dinlerini Allah kabul etmez. Bunlar ahirette en
büyük zarara uğrayacaklardır.) [Al-i İmran 85]
İslamiyet, nakle
dayanan, selim akıl dinidir. Selim akıl, yanılmayan akıldır. Birinin aklına
uygun gelmeyen bir şey, selim akıl sahibi için uygun gelebilir. Akla göre din
olsa, insan sayısı kadar din olur. İslamiyet’te aklın ermediği şey çoktur.
Fakat, selim akla uymayan bir şey yoktur. Ahiret bilgileri ve Allah’a ibadet
şekilleri, eğer aklın çerçevesi içinde olsaydı ve akıl ile doğru olarak,
bilinebilseydi, Peygamberlere lüzum kalmazdı. İnsanlar, dünya ve ahiret
saadetini kendileri bulabilirdi ve Allahü teâlâ, hâşâ Peygamberleri boş yere
göndermiş olurdu. Bunlar bilinemeyeceği için, Allahü teâlâ, her asırda,
Peygamber göndermiş ve son olarak da bütün dünyaya, Muhammed aleyhisselamı
göndermiştir.
|
| |
|
|
Yorum
(yok) ::
Yorum yaz! ::
Bağlantı
|
|